5 Kasım 2010 Cuma

24 saatin multi-pozitif anıları...

Çok pozitif biriyim ben canım....

Patronumun koridorda ileri geri ayak sesleri eşliğinde, hala bitmedi mi geç kaldık feryatlarına rağmen, çizimlerin bir türlü çıkmayan çıktılarını ermiş insan sakinliği ile alabiliyorum... Bu iş yerinde sabır taşı oldum, sukunet edindim, ermişler divanına yaraştım, huuu... Dilekler ve çaput bağlamak için, köşeyi dönen sıranın sonuna geçebilirsiniz. Karışıklık olmasın lütfen, kaput değil çaput. İlle de kaput bağışlamak isteyen varsa, azıcık daha az yesin biriktirsin aracın geri kalanı ile getirsin, rica ederim.

Toplantıda, çocukların bile aklına gelecek kadar basit fikirleri "bakın bakın ben ne düşündüm, hehe ben düşündüm" diye gururla söyleyen buldumcuk insanları gülümseyerek ve sanki çok yaratıcılarmış gibi gaz vererek dinleyebiliyorum. İçimden salaksınız dedim, evet dedim. Beni sevdiler...

Metro, otobüs gibi araçlara pek binmediğimden, (burjuvazilikten değil, işim evime 3 adım olduğundan) bir şey fark ettim, metroda herkes birbirini kesmede... İş çıkışı ve iş gidişinden başka zamanda kadın görmeyen halkımız piyasayı metrolara taşımış... Yorgunum, bitkinim, asabiyim, o kestiğin bıçağı etinle söker alırım, buradan fırlatır kaşların arasından vururum, senden trenlere makine yağı yaparım cümlesini sesli söylemiyor, kafamı çevirmekle yetinebiliyorum...

Yorgunluktan bittiğim ve eve kendimi devrilerek attığım, erkenden yatarım hayalleri ile yumuşadığım anda "hastayım" diye mesaj atan sevgülüme mızıklamadan tekrar giyinip koşarak gidebiliyorum, yine olsun yine giderim, hastasıyım... :)

Sabah sabah yersiz kaldığım vapurda yayıla yayıla oturduğundan mütevellit, "biraz sıkışır mısınız" dediğim ama bir kaç dakika suratıma suratıma gelen mel bakışlarla karşılandığım, kendisini takım elbiseliyim adam oldum sanan ama belli ki okuldan yeni mezun velede kızsam da çaktırmadım. Laptop çantan sağa atılmış, sol elde kahvenle ve beyaz yakandan aldığın güvenle kalabalıkta 2 kişilik yer işgal ederim sanıyorsun ya o iş öyle değil bir kere, yarın bakkallara imrenerek bakacaksın, bekle hele iş dünyası kıçına iki tekme atsın... Gittiğin yoldan dönüşteyim yavrum ben, çeykşele!

Sabah ofise 30 dk erken gelerek, cezeevine bilerek isteyerek en erken giren olarak, herkes için çay bile demledim...

Uykum var, öyle böyle değil...

Çok pozitif bir insanım, öyle böyle...

nameli not: "Hayat fena bir şey olmazıdı,
Sabah erken kalkmak olmayaydı..."

3 Kasım 2010 Çarşamba

beklenir elbette seve seve, sadece...

The Waiting, Gustav Klimt

Birini bildiğin hali ile uğurlamak mı zor ,
Bilmediğin hallerde geri gelişindeki belirsizliği beklemek mi?

2 Kasım 2010 Salı

amaaan doktur derdime çare...


Geçen gün mailime bir bilgi düştü...

Devletin size tahsis ettiği aile hekiminizi öğrenmek ister misiniz? Tıklayın o zaman!


Kimbilir ne çıkacak desem de merak işte, tıkladım... AA gerçekten evime en yakın hastanede bana, şahsıma, adıma, benim için diyorum heey, özel tahsis edilmiş bir hekimim var imiş. Gitmesem de görmesem de benimmiş... Aman pek güzel ne güzel, benim olduğuna göre sıra falan beklemeyeceğimdir herhal değil mi ey yetkililer... Yetkilileeeer?

Aile hekimliği hiç bilinmeyen bir dal, belki de yanlış seçilmiş bir dal ismi, kim bulmuşsa sanki biraz uydurmuş. Mesela neroşirurji gibi bir isim nerede (doğru yazdım mı acep), nerede aile hekimi. Doktor olmuş bu adamlar kolay mı? İnsan azıcık zor, azıcık da havalı bi' isim bulur, bu ne!

Aile hekimi... Saçma bir isim. Mesela aklıma gelenler:

---> Yalnızlar aile hekimine gidemez, önce aile kurun öyle.

---> Her seferinde ailecek hatta belki sülalecek mi gidilmeli?

---> Özellikle psikolojik bir konu bu, evet psikopatız toplumcenek, birer birer yetişemiyor devlet, ailecek belki 15-20 yıla, eh işte.

---> Aile hekimi aileden bir doktor demek, bizim ailenin hekimi dayımın baldızının görümcesinin oğlunun karısı Esra. Aslında göz doktoru ama biz böbreğimizi bile gösteriyoruz valla, bunun gibi bişi işte bu yeni uygulama da... Tanışmayan aile bireyleri kalmışsa onlar da tanışsın, herkes kendi ailesi içinde kendi sağlık sorununu çözsün diye. Bulaşmayın sgk'ya diye. İyi bişe tabi, yapmadığımız şey mi, değil!

Aslını merak eden google'da baksın neymiş, kimmiş, ne yaparmış. İşler yolunda giderse iyi bir şey, gitmezse de uydururlar canııııım sen de, dert ettiğin şeye bak!...

.
gereksiz not: durmaksızın "aile hekimi" derseniz "alimeki" diye bir kelime çıkıyor.

28 Ekim 2010 Perşembe

yok arkadaş ben demem

29 Ekim tatilini kaptık ya, şimdi kara kara "bugün yarım gün olsa idi, ne de güzel oliridiiii amaııın amağn" türküsünü çığırıyoruz. Lakin ofiscek içimizden deli patrona kurban edecek sözcüyü seçemedik... Valla ben demem, varsın yarım gün daha çalışayım en azından nefes alırım, en azından yarınki havai fişekleri hastaneden değil evimden görürüm...

27 Ekim 2010 Çarşamba

kendim için

geyikli geceyi hep sevdim...

Halbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta
Herşey naylondandı o kadar
Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı
Ama geyikli geceyi bulmadan önce
Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk.

Geyikli geceyi hep bilmelisiniz
Yeşil ve yabani uzak ormanlarda
Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan
Hepimizi vakitten kurtaracak

Bir yandan toprağı sürdük
Bir yandan kaybolduk
Gladyatörlerden ve dişlilerden
Ve büyük şehirlerden
Gizleyerek yahut dövüşerek
Geyikli geceyi kurtardık

Evet kimsesizdik ama umudumuz vardı
Üç ev görsek bir şehir sanıyorduk
Üç güvercin görsek Meksika geliyordu aklımıza
Caddelerde gezmekten hoşlanıyorduk akşamları
Kadınların kocalarını aramasını seviyorduk
Sonra şarap içiyorduk kırmızı yahut beyaz
Bilir bilmez geyikli gece yüzünden

Geyikli gecenin arkası ağaç
Ayağının suya değdiği yerde bir gökyüzü
Çatal boynuzlarında soğuk ay ışığı
İster istemez aşkları hatırlatır
Eskiden güzel kadınlar ve aşklar olmuş
Şimdi de var biliyorum
Bir seviniyorum düşündükçe bilseniz
Dağlarda geyikli gecelerin en güzeli...

Hiçbir şey umurumda değil diyorum
Aşktan ve umuttan başka
Bir anda üç kadeh ve üç yeni şarkı
Belleğimde tüylü tüylü geyikli gece duruyor.
Biliyorum gemiler götüremez
Neonlar teoriler ışıtamaz yanını yöresini
Örneğin manastırda oturur içerdik iki kişi
Ya da yatakta sevişirdik bir kadın bir erkek
Öpüşlerimiz gitgide ısınırdı
Koltuk altlarımız gitgide tatlı gelirdi
Geyikli gecenin karanlığında...

Aldatıldığımız önemli değildi yoksa
Herkesin unuttuğunu biz hatırlamasak
Gümüş semaverleri ve eski şeyleri
Salt yadsımak için sevmiyorduk
Kötüydük de ondan mı diyeceksiniz
Ne iyiydik ne kötüydük
Durumumuz başta ve sonda ayrı ayrıysa
Başta ve sonda ayrı olduğumuzdandı...

Ama ne varsa geyikli gecede idi
Bir bilseniz avuçlarınız terlerdi heyecandan
Bir bakıyorduk akşam oluyordu kaldırımlarda
Kesme avizelerde ve çıplak kadın omuzlarında
Büyük otellerin önünde garipsiyorduk
Çaresizliğimiz böylesine kolaydı işte
Hüznümüzü büyük şeylerden sanırsanız yanılırsınız
Örneğin üç bardak şarap içsek kurtulurduk
Yahut bir adam bıçaklasak
Yahut sokaklara tükürsek
Ama en iyisi çeker giderdik
Gider geyikli gecede uyurduk.

Geyiğin gözleri pırıl pırıl gecede
İmdat ateşleri gibi ürkek telaşlı
Sultan hançerleri gibi ay ışığında
Bir yanında üstüste üstüste kayalar
Öbür yanında ben
Ama siz zavallısınız ben de zavallıyım
Domino taşları ve soğuk ikindiler
Çiçekli elbiseleriyle yabancı kalabalık
Gölgemiz tortop ayak ucumuzda
Sevinsek de sonunu biliyoruz
Borçları kefilleri bonoları unutuyorum
İkramiyeler bensiz çekiliyor dünyada
Daha ilk oturumda suçsuz çıkıyorum
Oturup esmer bir kadını kendim için yıkıyorum
İyice kurulamıyorum saçlarını
Bir bardak şarabı kendim için içiyorum
Halbuki geyikli gece ormanda
Keskin mavi ve hışırtılı
Geyikli geceye geçiyorum
Uzanıp kendi yanaklarımdan öpüyorum.

Turgut Uyar

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...