sen yüz tatlı sularda, 8 Kasım 2010 Pazartesi
üşüme diye...
sen yüz tatlı sularda, Tatil gelüüür hoş gelüür ley ley lümlüm ley!
Büttün dünya buna inansa bir inansa, hayat bayram ossaaaaa!
ben kalender meşrepim oh oh, güzel çirkin aramam, amaaaan!...
Kızım bu hafta son, sonra tatil tam 1 hafta. Bir hafta demek ne demek biliyor musun? 5 gün artı 2 haftasonu yani 4 gün, tamı tamına 9 gün, hoy larilarila heeeey hey!... Lanet patron yok, sabah erken kalkmak yok, gezmek tozmak, yemek içmek semirmek var...
"Allahım ne kadar da mes'udum."
kaygılı not: durun, sakın bana pazartesi yarım gün çalışıcaz demeyin!
5 Kasım 2010 Cuma
24 saatin multi-pozitif anıları...
Patronumun koridorda ileri geri ayak sesleri eşliğinde, hala bitmedi mi geç kaldık feryatlarına rağmen, çizimlerin bir türlü çıkmayan çıktılarını ermiş insan sakinliği ile alabiliyorum... Bu iş yerinde sabır taşı oldum, sukunet edindim, ermişler divanına yaraştım, huuu... Dilekler ve çaput bağlamak için, köşeyi dönen sıranın sonuna geçebilirsiniz. Karışıklık olmasın lütfen, kaput değil çaput. İlle de kaput bağışlamak isteyen varsa, azıcık daha az yesin biriktirsin aracın geri kalanı ile getirsin, rica ederim.
Toplantıda, çocukların bile aklına gelecek kadar basit fikirleri "bakın bakın ben ne düşündüm, hehe ben düşündüm" diye gururla söyleyen buldumcuk insanları gülümseyerek ve sanki çok yaratıcılarmış gibi gaz vererek dinleyebiliyorum. İçimden salaksınız dedim, evet dedim. Beni sevdiler...
Metro, otobüs gibi araçlara pek binmediğimden, (burjuvazilikten değil, işim evime 3 adım olduğundan) bir şey fark ettim, metroda herkes birbirini kesmede... İş çıkışı ve iş gidişinden başka zamanda kadın görmeyen halkımız piyasayı metrolara taşımış... Yorgunum, bitkinim, asabiyim, o kestiğin bıçağı etinle söker alırım, buradan fırlatır kaşların arasından vururum, senden trenlere makine yağı yaparım cümlesini sesli söylemiyor, kafamı çevirmekle yetinebiliyorum...
Yorgunluktan bittiğim ve eve kendimi devrilerek attığım, erkenden yatarım hayalleri ile yumuşadığım anda "hastayım" diye mesaj atan sevgülüme mızıklamadan tekrar giyinip koşarak gidebiliyorum, yine olsun yine giderim, hastasıyım... :)
Sabah sabah yersiz kaldığım vapurda yayıla yayıla oturduğundan mütevellit, "biraz sıkışır mısınız" dediğim ama bir kaç dakika suratıma suratıma gelen mel bakışlarla karşılandığım, kendisini takım elbiseliyim adam oldum sanan ama belli ki okuldan yeni mezun velede kızsam da çaktırmadım. Laptop çantan sağa atılmış, sol elde kahvenle ve beyaz yakandan aldığın güvenle kalabalıkta 2 kişilik yer işgal ederim sanıyorsun ya o iş öyle değil bir kere, yarın bakkallara imrenerek bakacaksın, bekle hele iş dünyası kıçına iki tekme atsın... Gittiğin yoldan dönüşteyim yavrum ben, çeykşele!
Sabah ofise 30 dk erken gelerek, cezeevine bilerek isteyerek en erken giren olarak, herkes için çay bile demledim...
Uykum var, öyle böyle değil...
Çok pozitif bir insanım, öyle böyle...
nameli not: "Hayat fena bir şey olmazıdı,
Sabah erken kalkmak olmayaydı..."

3 Kasım 2010 Çarşamba
beklenir elbette seve seve, sadece...
Bilmediğin hallerde geri gelişindeki belirsizliği beklemek mi?
2 Kasım 2010 Salı
amaaan doktur derdime çare...

---> Yalnızlar aile hekimine gidemez, önce aile kurun öyle.
---> Her seferinde ailecek hatta belki sülalecek mi gidilmeli?
---> Özellikle psikolojik bir konu bu, evet psikopatız toplumcenek, birer birer yetişemiyor devlet, ailecek belki 15-20 yıla, eh işte.
---> Aile hekimi aileden bir doktor demek, bizim ailenin hekimi dayımın baldızının görümcesinin oğlunun karısı Esra. Aslında göz doktoru ama biz böbreğimizi bile gösteriyoruz valla, bunun gibi bişi işte bu yeni uygulama da... Tanışmayan aile bireyleri kalmışsa onlar da tanışsın, herkes kendi ailesi içinde kendi sağlık sorununu çözsün diye. Bulaşmayın sgk'ya diye. İyi bişe tabi, yapmadığımız şey mi, değil!
Aslını merak eden google'da baksın neymiş, kimmiş, ne yaparmış. İşler yolunda giderse iyi bir şey, gitmezse de uydururlar canııııım sen de, dert ettiğin şeye bak!...
