son 3 gün...
Ben eskiden 3 rakamını severdim. Puantiyeli elbiseler, fırfırlar, çocuklar gelirdi aklıma, hep gülümsediğini sanardım... Nereden bilecektim gün gelip de madik atacağını... Tuh olsun.
30 Kasım 2010 Salı
29 Kasım 2010 Pazartesi
Son 4 gün...
Biliyorum bir elin 5 parmağı kadar bile değil ve biliyorum 4, küçük küçücük, kısacık ve az ama küçük düşlerimi acıtacak kadar büyük, "sayılı gündür geçer"lere kolay yem olacak kadar ucuz... Ardına alacağı 365 güne hazırlıksız bırakacak kadar zalim...
Biliyorum bir elin 5 parmağı kadar bile değil ve biliyorum 4, küçük küçücük, kısacık ve az ama küçük düşlerimi acıtacak kadar büyük, "sayılı gündür geçer"lere kolay yem olacak kadar ucuz... Ardına alacağı 365 güne hazırlıksız bırakacak kadar zalim...
13 Kasım 2010 Cumartesi
45 yaşındaaaa da Adile de hanım pek de yaşlaaanmış oh oh oh!
Şarkımızın konuyla alakası yok elbet, sonundaki oh oh oh kısmını söylemek tam da böyle zamanlarda pek keyifli...
Bavul topluyorum a dostlar, onu mu alsam bunu mu, ya çok soğuk olursa, peki ya sıcak olursa, al hepsini, trekingleri al kızım yürürsün, şıkıdımları da al ama süzülürsün... Aaaa dur dur ayol 1 tanecik olsun etek olmadan şurdan şuraya gitmem, at çantaya... Samur tüm bunları görmeden bavulu kapatmalı, " yahu bi' sırt çantası yeterdi" derse, "amaaıın yarısı boş zaten" derken bir yandan da sırıtmalı.... Bavul tamam, peki ya bu yavrucak, ne zaman bavul ortaya çıksa içine girip oturuşunu görünce bakar kalırım, sonra sevincim de kursağımda taş olur... Benim seyahat neşem onun yalnızlık çilesi, ah benim paşam... Bu yüzdendir ki her yolculuk öncesi olduğu gibi evde dağ taş mama, her yer su kabı, sanarsın kedi cenneti...
Öyle ya da böyle bu evden bu gece bu kız gider, tutmayın beni tatil geldi, bir süre sonra uzun uzun özlemeye yollayacağım samur ve ben, büyük ayrılıştan evvel büyük büyük vakitler elele olacağız...
Döndüğümde neşeli, fotoğraflı bir gezi yazısı da yazarım elbet, elime mi yapışır...
oh oh oh oh!!! :))
Şarkımızın konuyla alakası yok elbet, sonundaki oh oh oh kısmını söylemek tam da böyle zamanlarda pek keyifli...
Bavul topluyorum a dostlar, onu mu alsam bunu mu, ya çok soğuk olursa, peki ya sıcak olursa, al hepsini, trekingleri al kızım yürürsün, şıkıdımları da al ama süzülürsün... Aaaa dur dur ayol 1 tanecik olsun etek olmadan şurdan şuraya gitmem, at çantaya... Samur tüm bunları görmeden bavulu kapatmalı, " yahu bi' sırt çantası yeterdi" derse, "amaaıın yarısı boş zaten" derken bir yandan da sırıtmalı.... Bavul tamam, peki ya bu yavrucak, ne zaman bavul ortaya çıksa içine girip oturuşunu görünce bakar kalırım, sonra sevincim de kursağımda taş olur... Benim seyahat neşem onun yalnızlık çilesi, ah benim paşam... Bu yüzdendir ki her yolculuk öncesi olduğu gibi evde dağ taş mama, her yer su kabı, sanarsın kedi cenneti...
Öyle ya da böyle bu evden bu gece bu kız gider, tutmayın beni tatil geldi, bir süre sonra uzun uzun özlemeye yollayacağım samur ve ben, büyük ayrılıştan evvel büyük büyük vakitler elele olacağız...
Döndüğümde neşeli, fotoğraflı bir gezi yazısı da yazarım elbet, elime mi yapışır...
oh oh oh oh!!! :))
12 Kasım 2010 Cuma
kafam bozuk!
Bugün benim biraz kafam bozuk...
Tırnaklarımın kenarındaki etleri yedim, çirkin oldu... Bir galon su içmişim, niyeyse dilim damağım kupkuru, o değil asıl mesele, tuvalete gide gele seramikler eskidi, kafam bozuk. Efkarlı bir Zeki Müren şarkısı tutturasım var, sözleri ne yaptımsa aklıma gelmez, ah efkarım bile yarım, kafam çok bozuk... Bilgisayarın fanı ııııının ıııııının ııının yapıyor, şimdi farkettim, ürperdim ense kökümden, bak bak bak tüylerim diken diken, sanki oldum tavuk. Bu bir işaret desem, uzasam ofisten güzel olur... Onun yerine bu fon müziğinde c vitamini içiyorum, sağlık için, uzun yaşamayı hedefliyorum lakin, yine de kafam bozuk. Turuncu silindir kutusu, alüminyum sargıları var, senelerdir aynı bu vitamin kutuları çok sıkıcılar ve hala çoz diyorlar suyu görünce... "Çozmuş!" Sigaranın zararlarından yırtıcam güya bu "çoz" sesi ile. Aslında bırakırım ben istesem de efkar bi' bıraksın eteğimi hele. Kendime attığım yalanları dizsem, buradan Üsküdar'a tüp geçit olur, yahu biri de beni doğrucu çıkaraydı be! Hani hep doğru söylersin, sonra bi' kerecik yanılırsın, yapıştırırlar yalancı mührünü... Benimkilerden biri de doğru çıkaydı ya hasbel kader... Kendime attığım yalanı piyasaya atsam, neydi o çiroz dolandırıcının adı, hani meşhur, belki o bile kabasına vura vura topuklarını kaçardı benden... Ama yok ben hep kendimi kandırıcam, bir de kedimi, çünkü o küçük şeylere inanıyor, onun tanrısı da eminim küçük, hemen geri dönücem sanıyor dışarı çıktığımda, uyuyor kalkıyor, kapının önünde oturuyor, üzülüyor eminim, bekliyor nitekim. Kedim gibi hep bekleyenlere üzülüyorum. Bir de üzüldüğünü düşününce üzlüyorum annemin, sevgilimin, kedimin... Az önce küçük dedim de aklıma geldi, ben eskiden okula giderdim. Şimdi işe gidiyorum, kimse bana bir şey öğretmiyor, para veriyorlar sadece, halbuki ben bir sürü şeyi bilmiyorum. Çocuk olsam para yetmezdi biliyorum, her dediklerini yapsam da sürekli "peki ne zaman oyun oynicaz" derdim ve kafam bozulurdu kimse oynamayınca, kafam bozuk... Ben sevgilimden uzakta kalıcam, yakın zamanda, çok uzun zaman, sesini bile duyamayacağım istediğimde, kafam bozuk işte. Masamdaki karton takvimle kesişiyoruz ilk kıpırtıda davranıcaz silahlara; o zamana, ben atık kağıt kutusuna... Kafam bozuk.
Bugün tutunacak bir yerini biliyorsam da hayatın, gittim kırdım filiz vermiş taze yerinden, kafam bozuk...
Tırnaklarımın kenarındaki etleri yedim, çirkin oldu... Bir galon su içmişim, niyeyse dilim damağım kupkuru, o değil asıl mesele, tuvalete gide gele seramikler eskidi, kafam bozuk. Efkarlı bir Zeki Müren şarkısı tutturasım var, sözleri ne yaptımsa aklıma gelmez, ah efkarım bile yarım, kafam çok bozuk... Bilgisayarın fanı ııııının ıııııının ııının yapıyor, şimdi farkettim, ürperdim ense kökümden, bak bak bak tüylerim diken diken, sanki oldum tavuk. Bu bir işaret desem, uzasam ofisten güzel olur... Onun yerine bu fon müziğinde c vitamini içiyorum, sağlık için, uzun yaşamayı hedefliyorum lakin, yine de kafam bozuk. Turuncu silindir kutusu, alüminyum sargıları var, senelerdir aynı bu vitamin kutuları çok sıkıcılar ve hala çoz diyorlar suyu görünce... "Çozmuş!" Sigaranın zararlarından yırtıcam güya bu "çoz" sesi ile. Aslında bırakırım ben istesem de efkar bi' bıraksın eteğimi hele. Kendime attığım yalanları dizsem, buradan Üsküdar'a tüp geçit olur, yahu biri de beni doğrucu çıkaraydı be! Hani hep doğru söylersin, sonra bi' kerecik yanılırsın, yapıştırırlar yalancı mührünü... Benimkilerden biri de doğru çıkaydı ya hasbel kader... Kendime attığım yalanı piyasaya atsam, neydi o çiroz dolandırıcının adı, hani meşhur, belki o bile kabasına vura vura topuklarını kaçardı benden... Ama yok ben hep kendimi kandırıcam, bir de kedimi, çünkü o küçük şeylere inanıyor, onun tanrısı da eminim küçük, hemen geri dönücem sanıyor dışarı çıktığımda, uyuyor kalkıyor, kapının önünde oturuyor, üzülüyor eminim, bekliyor nitekim. Kedim gibi hep bekleyenlere üzülüyorum. Bir de üzüldüğünü düşününce üzlüyorum annemin, sevgilimin, kedimin... Az önce küçük dedim de aklıma geldi, ben eskiden okula giderdim. Şimdi işe gidiyorum, kimse bana bir şey öğretmiyor, para veriyorlar sadece, halbuki ben bir sürü şeyi bilmiyorum. Çocuk olsam para yetmezdi biliyorum, her dediklerini yapsam da sürekli "peki ne zaman oyun oynicaz" derdim ve kafam bozulurdu kimse oynamayınca, kafam bozuk... Ben sevgilimden uzakta kalıcam, yakın zamanda, çok uzun zaman, sesini bile duyamayacağım istediğimde, kafam bozuk işte. Masamdaki karton takvimle kesişiyoruz ilk kıpırtıda davranıcaz silahlara; o zamana, ben atık kağıt kutusuna... Kafam bozuk.
Bugün tutunacak bir yerini biliyorsam da hayatın, gittim kırdım filiz vermiş taze yerinden, kafam bozuk...
10 Kasım 2010 Çarşamba
diz elden çekilin bakiim!

Benim dırdırcı artist* dizlerime bunlardan almalı, üzerlerinde kurdelelerle ya çıldırırlar (ki benim herhangi bir sokağa böyle çıkmayacağım garanti) ya da bir şey olduk sanar mutlu olurlar...
Dizlerimdeki ağrılar geri mi geldi yoksa kuşlar mı çekti gitti? Geçen sene beni topal bırakan hani, hani her gece sabaha geçecek dediğim, hani yavaşlığıma dayanamayan kardeşimin kucağında gezdiğim... Tanrım, yaz gelmişti ve onlar gitmişti, kış geldi üşüdüler ve yuvaya mı döndüler... Sokaklarda sürünsünler... Geçen sene topal bıraktılar beni... Engelliler için her türlü çağrının kıymetini anladım; merdivenlerin çıkamayanlara nasıl kabus olduğunu bilir misiniz ey ahali? Gözlerim dolu dolu az bakmadım her yanı merdivenli yokuşlu sokaklarıma... Gitmişlerdi, döndüler mi geri? Doktor söyledi, bunlar bana eski bisikletçilik günlerinden ya da bir motosiklet kazasından yadigar... Ne sevinmiştim yerden kalkınca, yuppi sağlamım heh hee diye, erken öten horozmuşum, son gülenmiş esas oğlan... Kıkırdak zedelemeşim, yumuşatmışım her ne yapmışsam yapmışım... Belki de abartıyorum azıcık sızladılar diye yine üzülücem sanıyorum, belki de ağrımazlar kimbilir, mutlu onlar artık, geçti bitti, dindiler, di mi dizlerim?
Yürüyün nereye isterseniz
Ben her şeye razıyım,
Beynime siz söyleyin
Paşa keyfinize ne lazım
Ne derseniz eyvallah
Dizilerim kralsınız, ladysiniz,
Ne bileyim artık her neyseniz evelallah...
Yapmayın kıymayın acıtmayın,
Baksanıza ne güzel kız, maşallah... :)
Bana bakın tepemi attırmayın, diz elden çeklin bakiiim!
not-u dip: ne çok yalaka arapça kelime kullanmışım, "yallah yallah" diye bağırasım geldi... YALLAAAAH!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)