9 Aralık 2010 Perşembe

Yumurtalı Badem Tarifi


Mümkün olduğunca fazla yumurta, kabukları ile birlikte bademin üzerine kırılır. Mutfakta meydanı boş bulunca "ağlem buysa gıral benem, hihoha" diyen badem, yumurtayı görünce kendini sıkar, kasar, gerer, büzülür, ufalır, "hani graldım" der, küser suyunu salar... Suyunu salan bademi kızdırmak sureti ile ısınması ve suyunu çekmesi sağlanır, bunun için çeşitli yöntemler vardır, mesela "annen güzel sen çirkin" mantrası tekrarlanabilir. Bunun üstüne kızan badem kendi ısısı ile yumurtayı pişirir, 5 bilemedin 10, hadi o da olmadı 15 dakikada hazır olur, haydi buyrun afiyet olsun.
Artık yöresel Anadolu yemeklerimizden biri haline gelen yumurtalı bademin menamen şeklinde yapılması salık verilir. Yumurtalı badem yemeğinin, üzerine kırıldığı her nevi malzemeye lezzet katması sonucu deneysel bir girişim olarak başladığı sanılmaktadır...

Evde yiyemediğiniz, boğazınızdan geçmeyecek tatsızlıkta her şeye yumurta kırmayı deneyin çok süper olacaktır... Foreksempıl: ton balığı...

Afiyet şeker ossun, yarasın.. oh mis... ;)
.
baharatlı not: her kırılan yumurta ziyan olmaz, protein paylaşıldıkça çoğalır...

6 Aralık 2010 Pazartesi

Aradın

Aradın... Ne uzun bekledim, 30 saat, sonunda aradın... Ne de güzel aradın, iş yerinde kaçacak boş bir köşe aradım... Hiç bir ses, seninki kadar güzel değildi, aradın... Bağırmam haykırmam lazımdı, "seni çok özledim", iş yeriydi mekan, yapamadım... Sesin gelene kadar hep bir şeylere küsüm, bir şeylere dargın... Alt dudağım titremekle titrememek arasında gidiş dönüş biletli... Alt dudağımı ve gözyaşlarımı durdurmaya acemiyim, alışmayayım... Ben sen yokken zamana fena halde düşmanım, çok yavaş, çok ağır, koca bir taş kadar ağır, 60 zalim bir sayı imiş aşkım anladım... Ah sesine nasıl da açım... Ben hiç bir gözü kipriklerim üzerinde böyle taşımadım, hiç bir kokuya böyle sarılmadım, şarkılara küsüp müziği böyle kapamadım. Ben sen yokken çok yalnızım, nemrutum, sıkıcıyım. Teki kayıp terlik gibiyim işe yaramazım, kırılmış son sigarayım, tuzsuz yemek gibiyim; tatsızım, yuvayı özleyen kediyim; üşümüşüm, nefessizim; inat bu ya boğulmamaya yeminliyim, boynuna sarılacağım an ölürmüş gibiyim; sabırsızım...


İki görüşme arasında, bir sonrakinin umudunu ateş diye yakıp ısınanım...

4 Aralık 2010 Cumartesi

selam sana 300başı...


Ohohoho işte benim adamım... Daha dün teslim oldu birliğine, bugün 300başı ya da onun gibi bir şey... Aslında sözüne ettiği başka bir şeydi, kumandan mı, başkan mı öyle bir isim telaffuz etti. Anlamayınca anlayacağım taraftan sordum, dedim kaç kişiden sorumlusun, bekliyorum ki desin en fazla 20-30, dedi 300... Dedim sevgilim, 2. gün 300 başı olmuşsun, askerlik bittiğinde bir korgeneral, efendime söyliyeyim genelkurmay o da olmadı kurmay albay, bilemedin kurmalı yarbay ya da buna benzer bir şey kesin olursun... Vuuuhuuu 2. gün 300 ha, askerlik 6 ay olsa eder 180 gün, 180/2 çarpı 300 oldu mu 27ooobaşı, 12 ay olursa askerlik, ki çok üzülürüm buna, teskere geldiğinde 54binbaşı... Aslanım yahu, kesseler acır biraz ama öperim geçer...

sevgiler asker... ;)
.
foto: "300 Spartalı"

3 Aralık 2010 Cuma

Gittin

bansky, girl with the red balloon

Gittin...

Dönüyorsun soluna doğru, yükseliyorsun parmak uçlarında hafifçe, kapılar, xrayler ve kırmızı bantlar ardında belki 30m uzağında duranlara el sallıyorsun. Bakıyorum sana son kez, yüzüne bakıyorum, ellerine bakıyorum, ne güzel gülümsüyorsun... Ben de yükseliyorum parmak uçlarımda, ne kadar yükselirsem o kadar iyi, ne kadar yükselirsem o kadar yaklaşırım sanıyorum... Son kare: annen ardından bakıyor, ben ardından bakıyorum, kardeşin bakıyor, 3 çift göz "gitmeseydin" diyor, "olsun bu da geçer" diyor, ben ağlıyorum ama gülümsüyorum da, uzaktan yaşlar görünmez nasıl olsa... Ve seni son gördüğüm o yerde kalıyorum.

Kadıköy iskelesi:
Sen gideli bir saat olmuş, Beşiktaş vapuru senelerin ustalığı ile yanaşıyor iskeleye, insanlar koşuyor, insanlar biniyor ben binmek istemiyorum. Islanmış gözlerimi saklıyorum mendil satan çocuktan. Demirlere dayayıp dirseklerimi, bir sigara yakıyorum içinde olmam gereken vapurun ardından. Işıklar, deniz, mekik dokuyan şehir hatları, yanmış Haydarpaşa garı... Haydarpaşa'ya ağlıyorum, Haydarpaşa bu aralar çok yalnız olmalı...

Beşiktaş:
Ev dediğim yer benim olmaktan ne zaman çıktı şaşırıyorum... Kapının önünde terliklerin, yatağın üzerinde pijamalar, yokluğun öyle doldurmuş ki evi seninle, her zamankinden daha çoksun, her zamankinden daha yakın... Terliklerini giyiyorum... Yine senin ayak sesinle doluyor koridor...

Bugün:
Sensiz ilk günümde işe gidiyorum, eve dönüyorum, yanımdan arabalar geçiyor, galiba insanlarla konuşuyorum, markete uğruyorum akşam, alışverişin sadece kendime olmasına içerliyorum. Sevdiğin şeyleri almak istiyorum, telaşla eve gidip senin için yemek yapacağımı hayal ediyorum, senin için yemek yapmak istiyorum... Eve geliyorum, aramanı bekliyorum epey zaman, arıyorum ismini, "aradığınız kişiye ulaşılamıyor" diyor bana acımadan, insan biraz olsun yumuşatarak söyler, aksinin imkansızlığını biliyorum ve tuhaf geliyor denemeye kalkışmam... Arar diyorum ankesörlü bir telefondan, mutlaka arar, telefon susuyor, ben susuyorum, yalnızlık boğazımı düğümlüyor, sesini duyamamak küstürüyor beni bir şeylere, içerliyorum durduk yere sebepsiz... Hiçbir şeye gitmiyor elim, kendimi nereye koysam batıyorum. Her yer diken herkes yabancı... Sonra ilk gün ve mutlaka yüzlerce asker, her yerde kuyruklar olacağını nihayet akıl edebiliyorum... Telefon kuyruğunda ağaç olup kurtlanacağına, aramasın tabii diyorum... Sana üzülüyorum bu defa, yorulmasın diyorum, kendimce bulduğum aramama sebebinin elinde olmayan niteliğine biraz da seviniyorum, o ufak sevince vicdanımdan topladığım taze azabı serpmeyi ihmal etmiyorum... Teselliyi kendim yapıyorum yokluğunda, görüyorsun... Ardından sesini bana çok gören düzene kızıyorum bir süre. Uzun uzun kızgın kalamıyorum, gücüm yok, lakin özlemden başka duyguya yer bulamıyorum .

Çevremde dönen tabloya eşlik ediyorum böylece ve el salladığın anda asılı yaşıyorum. Ben tam o anda, orada sana el sallıyorum hala, yüzüne bakıyorum senin 30m uzağında, gülümsüyorsun, gülümsüyorum...


kesindir, böyle olacak... :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...